4/1/2008 - boş kovan
 kaldıramadığım
şeyler yüklüyorlar uzunca süredir sırtıma, hisse senetleri, döviz
fonları ve aylık faiz oranlarıyla ilgilenmediğim için tüm bunlar... bu
cehennemin göbeğinde, ellerim belimde, çaçaron bir çingene edasıyla
-tüm çingeneler çaçaron değildir zira, tüm genellemelerin yanlış
olduğunun yanında tanımış olduğum o usul usul sevişen çingene kızlarını
ve kadınlarını da örnekleyebilirim buraya.- durmuş, tek bir laf etmeden
onlara bakıyorum kaldırım kırmızısı gözlerle.
(ah,
evet, kaldırımlar kırmızı artık buralarda, şık siteler yaratmak için
gökdelenimsi apartmanlarının arasına diktikleri ağaç toprakları ve
hatta şehri aydınlatan -veyahut pisliklerini örten- şu lanet direkler
dahi kırmızı... ve ben kırmızıdan nefret ediyorum!)
ah
nedir bu söylesene bana adam, şu içimin sancısı nedir bu olan bitene,
nedir yıllardır biriken yaralarım, yıllarıma yaralar, acılar ve sanrı
sancılar veyahut sancı sanrılar eklemlemek mi bu yalan oyundan payıma
düşen her deste kağıt..
-yo, hayır arabesk yapma niyetinden
oldukça uzağım lakin insanın arada isyanı geliyor elbet bu sancılara,
elbet yok olmak istiyor, silinmek bu gezegenin tüm hatlarından..-
ben..
ah,
ben bilmiyorum lakin istemlerim arasında bir intihar süsünü
barınıramayacak denli başıboş yaşıyorum nicedir, nicedir çalışma masam
yok üstelik, kitaplarımı deniz kenarlarında okumayı tercihliyorum ve bu
aralar sürekli şarap içiyorum.
(sen de mi seversin şarabı? ah
evet, tahmin etmiştim. tamam olur bir gece içebiliriz elbet.. evet,
belki sevişebiliriz de arkasından, olabilir. hatta belki sen beni
kurşunlarsın sabaha, belki mum kokan yatağıma içi boş bir kovan
bırakırsın giderken, ben teşekkür ederim sana ölürken...)
ne
diyordum, ah evet, uzun zamandır çalışma masam yok ve bunun bende
uyandırdığı hiçbir rahatsızlık yok. dahası bir zamanlar annemin zoruyla
gittiğim psikiyatristle yolda karşılaşacak denli garip günler
geçebiliyor ellerimden, durup düşünüyorum yıllar öncesiyle aynı lafları
duymak mı daha garipti, yıllar öncesinde söylediği lafları aynı
tekrarlaması mı... ah, psikiyatriden zerre haz almıyorum ve bu bir
sonbahar karşılaşması anısı psikiyatri ve tek tipleştirme üzerinde
kafamda derin kuşkulara yol açıyor.
-üstelik geçen gece kedim
gara kaçtı ve ben hangi trene bindiğini görmek için her gece kaçışının
bana kazandırdığı dürbünle penceremden vagonları inceliyorum.-
nefes
alma olasılığımı sıfırın altına indirgeme çabaları ellerini boğazıma
geçirmeye dair olsaydı, çokca daha rahat olurdu soluk almak sanırım
lakin dişlilerini beynime geçirme istemlerinin ruhumda yarattığı öfke
nöbetlerini geride bırakmış olsam da -zira artık o denli içselleşmiş
bir nefretle yaşıyorum ki, kanımda usul usul salgılanışını izliyorum
nefretimin yeşil bir tepeden.- üzerime bolca boca ettikleri kükürt
gazının kangrenleşmiş ciğerlerimdeki etkisizliği kadar boş
karşılayamıyorum ayaklarıma değen çocuk kırmızısını. algı eşiklerimizin
farklılığı sonucu farklı renklerle bezeli dünyalarda yaşamamız mı bu
denli hassaslaşmamım nedeni bilmiyorum lakin bir cinnet öncesi kokuyor
içim uzunca zamandır ve bunu bana içimi koklayan adam ve kadınlar
fısıldıyor.
(sahi eğer sevişirsek adam, fazla sarhoş olma,
sabahına içimin kokusunu anlat bana. ah, hayır sevişirken anlatmanı
istememim elbet nedeni var zira gecelik sevişmelerin ağzımdan çıkan her
sözden daha az yalan olmasını beklemeyecek denli sevişmişliğim var
gecelerde. üstelik kendimle sevişmişliğim, geceyle sevişmişliğim de var
ki bunlar çokca daha yalan geliyor başka dillerden üzerime serpilmiş
yalanlardan.)
ah, sıklıkla buralardan gitmeyi hayalliyor ve tüm
bilekleri kurşuni, ağzı jiletlerlen dikilmiş hayallerimi farklı
yataklarda anlatıyorum fazlaca alkol fazlaca duman gecelerimde nitekim
hiçbir yatak teğet dahi geçmiyor düşlemlerime. hatta söylemeliyim ki
her yatak sıkça ilişkide belki de düşmelerimle. nedensel ilişkiler
kurduğum zamanları çokça uzağımda bırakmış olsam da sen illa kurmak
istiyorsan sevişmişliklerimi düşmelerimi bağlamlaman sevişmişliklere
bağlı düşmeler yaşadığımdan daha az yalan olacaktır ruhumda zira
tenlerden umut kesmeyi bekaretimi verdiğim serserinin altında
öğrendiğimde hayli canım yanmış mıydı hatırlamam zor lakin belki de
kendi tenimi arka sokak binalarının eşiğinde kırdığım bira şişelerinin
cam parçalarıyla kesişlerim de ten, umut ve ruhum üçlemesinden ipuçları
taşımaktadır ya pek de benim ilgi alanıma girdiğini söyleyemem bu
konuların.
(ya sen nelerden konuşmak istersin adam, dünya
üzerindeki doğum oranlarının düşüşü ve intiharlar arasındaki ters
orantıyı sistemin yıkımıyla ilişkilendirdiğin teorilerin varsa seni
dinleyebileceğimi bilmeni isterim fakat senin de bilmen gerekir ki
buralarda amaçlarla bezeli bir yaşam olasılığı var olmamakta. ah yanlış
anlama, eğer ki devrim düşlerin varsa asla ağzımı açtığım yok onlara,
hatta hatırlarım ki bir zamanlar ben de oldukça benzer düşlerle uyurdum
yatağımda. dinleyebilirim ve hatta belki gülümserim, sana çocuklardan
kaçmamın dünyada olanlarla ilgisini anlatırım belki birkaç kadeh şarap,
bolca dumandan sonra. sevişirken teninde ağlayabilirim üstelik
anlattıklarıma lakin... lakin bilmeni isterim ki yaşayabileceğim
hayatlar arasında en kendimsilini yaşıyor, seviştiğim veyahut
sevişmediğim kadınlar ve adamların hayatıma müdahale çabalarından hiç
haz almıyorum. hem sevişmeye gelmişken sana, beni tekrar kılıflandırma.)
kendi
kendime yaşadığım sokak aralarının tanıdıklaşmayan meyhanelerini
sevmemi yabancılaşma ve modern kentlerle bağdaştırmaları çıkası
sokaklarımın içimsel olduğunu bilmeyenlerce lakin şu geçenlerde
karşılaştığım psikiyatristle ortaklaşan düşüncelerimiz de bulunmakta
ruhum hakkında, asosyal olduğum konusundaki görüşüne yıllar önce bana
söylediği andaki kadar katılıyor, yıllar önceki gibi ona gülüyor -zira
o zamanlar da sevmezdim psikiyatriyi ki bu o zamanlarda da bağlıydı
sosyalleşmenin tanımına.- ve buradan tüm psikiyatristlere sevgilerimi
yolluyorum ki açık açık söylüyorum onları hiç mi hiç sevmiyorum.
(ah
adam, mümkünse bana bilimsel zırvalar anlatıp bana şizofreni
meyilindekilerin siz bilim tapıcılarından çok daha iyi seviştiğini
anlattırma. üstelik yanımda bedenim de dahil olmak üzere hiç bir şeye
tapınmamanı tercih etsem de senle sevişmem dengesizlik mi olacak
ilgilenmiyorum sevişmeyi tapınak olarak kullanmaktan haz alıyorum.)
isteklerimin
olumsuz çekimdeliği ruh hallerim üzerine nasıl çıkarımlarda
bulunduruyor bilmiyorum lakin öznesi üçüncü tekil bir kimlikte
yaşıyorum zaman zaman, zaman zamansa tamamen kaybedip kimliğimi
bilmediğim kiliselerin meryemlerinin önünde buluyorum kendimi. ah
binlerce meryem tanıyorum nicedir ve nicedir isa'nın doğumunu
bekliyorum.
(varamamaktan sıkıldım adam, içimde soluk alıp
verenlere dokunmaktan veyahut içimde bunca ölüyü taşımaktan da. ve
budamaktan kendimi her sabah tanımadığım erkek ve kadınların
döllerinden. merak bu denli uzar mı adam,
isa'dan da geçsem söz verir misin şimdi bana, giderken boş bir kovan bırak yatağıma...)
|