Beat'e hızlı bir bakış


“Gazeteci: ‘Beat Kuşağı ‘arayış içinde olan’ bir kuşak olarak tanımlanıyor. Neyi arıyorsunuz?’

Kerouac: ‘Tanrı’yı. Tanrı’nın bana yüzünü göstermesini istiyorum.”


John Clellon Holmes’un aktardığı biçimiyle Kerouac’la yapılmış bir TV röportajı.


Gözlerinin, kulaklarının olması utandırır görmekten, duymaktan olan biteni, konuşabilmek dahi acıtır kimi zaman; konuş-a-mayanlara, konuş-turul-mayanlara ithafen... Dört bir yanda leş, dört bir yanda kan, kir, kin, nefret vardır. Acı-r tüm dünya, yok olur insan... İnsanlık yok olur, bombalar patlar, tanklar geçer, sular kan kokar, betonarme yalnızlığına gömülür şehirler bin bir -k- oyun, bin bir maske, bin bir düzen-bazlık içinde. Şehirlerde bin bir yüz erir, yüzler erir, yüzler birleşir; tüm yüzler makinaya döner.

Henüz makinalara dönmemişsen yüzünü, acılar, utançlar içinde bir çığlıktır yaşamın. Bir çığlıktır yüzün ve sen her dakika daha fazla şehre tutsak kılınan bedenini vurmak istersin yollara. Her yol bir kaçıştır ya hani belki de, kaçmak istersin utancından, acıların içinden geçmek pervasızca; saf yaşamak istersin sen. Bir çığlıktır yaşamın, bir haykırış modern zamanlardan. Yollara, dağlara, kırlara, yeni, keşfedilmemiş coğrafyalara, keşfedilmemiş insanlara vurmak istersin raylardan. Ray, su, toprak; gidişin her neyleyse, her neyin üzerindeysen, neye varıyor, neyden geçiyorsan kendinden geçemiyorsun, kendini taşıyorsun ya hani, hani çıkış yok ya buradan, daha çok gitmek istersin; daha şehirsiz, daha yolcu olmak... Tanıdığın anda incilerini döken kişilerden, durduğun an içine alan hayattan kaçarsın. Durmanın acısını gitmeye vurur, gittikçe bir nebze daha çekebilirsin yaşam dedikleri ihtimalsizliği. "Yaşamım irademdir, iradem nerede?" çığlıkları içinde yollara sığınır, bir yollarda huzur bulursun. Ya zamanından sonra doğmuşsundur sen ya da zamanın hiç gelmemiştir ya bu sonucu değiştirmez; eğreti durmadığın tek yer vagonlar, kamaralar olur, en çok otostop çekmek yakışır sana ve en kendin olduğun an sırtında çantanı taktığın, yeni bir yolculuğa henüz başlayacağı andır...

Hayatının tek ve yüce amacını, nihai hedeflerini belirleyen modern ışıltı seni de es geçmemiş, payına pahalı cici biciler vermiştir, hani senin için onları yapan ellerden öte hiç bir anlam ifade etmeyen şeyler... Ah tabii evlilik, çocuk, ibadet, silah ve sana angarya gelen bir dolu şeyle daha beraber... Önündeki avuç içlerine baktıkça başka bir el arar, bulamadıkça kendi avuçlarını kendin doldurmak ister, "onlar"ın yanında olamadıkça bu, türlü kendinden geçişin ambalajı yaparsın ruhunu. Boşluğun tüm yaşamları gibi alkolle ve uyuşturucuyla kolkola girer, hayatın anlamsızlığını bir başka boyuta geçerek kafa güzelliğini ibadetin kılar, seviştiğin adam ve kadınlarla hayata anlam katmaya, boşluğu doldurmaya, doldurmaya, doldurmaya çabalarsın... Boşluğu kaldıramayan bedenin arayışlarıyla dinde bulur kendini kimi zaman, hele ki doğuya çevirirsen başını; mistik diyarının gözlerini alan parıltısına kapılır, şehre inat doğaya, evrene dönmüş ruhunu evrenle bir kılmaya adarsın hayatını. Yolculukla, uyuşturucuyla, dinle sürekli ve sadece unutuşu ararsın. 'Hayatı sevmez' değil, 'var olan hayatı sevmez'sin sen bu yüzdendir koyverip gitmeyişin, utancının ve acının satır aralarında yaşamaya bir çabadır hayatın.

Biz, X Kuşağı çocuklarına, Üçüncü Dünya Savaşı'nın sinyallerini hissettiğimiz, yaşadığımız şu küresel çağda pek de uzak gelmediyse bu söylediklerim, hadi gelin 1950lere, savaşta ölmeyenlerin konformist Amerika'sının popülist James Dean çocuklarının karşı kıyısı BEAT KUŞAĞI'na gidelim.



BEAT olmak ve YARATICILIK. ‘Beat’ para kazanmaya yönelik hırsın yokluğu anlamına gelir. Hemen bütün insanlar günlerini aktif bir şekilde para peşinde koşarak geçirir. Bu trendi görmezden gelen azınlık özel bir meziyetle, yaratmalarını ve yaratmanın verdiği hazzı duyumsamalarını sağlayan bir zihinsel özgürlükle kutsanmışlardır.”
Ron Rice Çeviren: Can Yalçınkaya
Naked Lens - Altı Kırkbeş Yayıncılık




"Beat" esasen İkinci Dünya Savaşı sonrası caz müzisyenlerinin, sokak müzisyenlerinin "başıboş, sahipsiz, yapayalnız, düşkün, yoksul, bitkin, umarsız, çökmüş, yıkılmış, kepaze, uyku bilmez, gözünü kırpmayan, her şeyi derinlemesine algılayan, aşırı duyarlı, kendi başına, meczup ve toplum tarafından itilmiş sokak serserisi, murşide ermiş, münzevi" anlamında kullandıkları bir terimdir. Harvard Üniversitesi Hukuk mezunu Burroughs 1944'de New York'ta, sokak şairi, hırsız Herbert Huncke'den, Colombia Üniversitesi'nde o sırada birinci sınıftaki, bir gece odasında yatacak yeri olmadığı için orada kalan Kerouac'la yakalanmasından ötürü atılmış olan Allen Ginsberg Burroughs'dan, futbol bursuyla Colombia Üniversitesi'ne girip ayağının kırılmasıyla atılan Jack Kerouac Ginsberg'den duyar. Metrolarda uyuyan, hayata dair hiç bir şeyi takmayan Huncke'nin gözlerinde ilahi bir ışık gören Kerouac, kelimenin kökenini kutsal, kutsanmış anlamındaki "beatific"le bağdaştırır, beat'in aynı zamanda ezilenlerin, dışlanmışların gizli kutsallığını da ifade ettiğini söyler ve 1948'de John Clellon Holmes'la sohbeti sırasında kendilerini, kalıpların dışındaki gerçekliği arayan "Beat Kuşağı" olarak tanımlar. 1952'de New York Times Magazine'de Holmes'ın yazdığı "Bu, Beat Kuşağı." adlı makalesiyle ilk dışa vurumlarını yaşar bu yeraltı edebiyatını, 68 kuşağını -istemsiz de olsa- yaratacak adamlar. Beat’i anlatan ilk kitap da Holmes'dan çıkar; Go. Ginsberg ve Kerouac'ın arkadaşı Neal Cassasy'den ve Kerouac'ın ilk kitabı The Town and The City'den etkilenerek yazdığı kitap ne bir başarı ne de bir hareket yaratır, taklitliğiyle.-

1943'de Lucien Carr vasıtasıyla tanışan adamlarımız, birbirlerine Walt Whitman, Arthur Rimbaud, Oswald Spengler... okutur, uyuşturucu kullanır, caz dinler, otostopla ülkeyi gezerlerken spermleri atarak, Beat Edebiyatı'nın ovülünü döllerler, savaşa, baskıya, zora, “faşizme” karşı; kurtuluşu Doğu'da; Zen Budizm'inde arayan felsefelerini yaratırlar. Tüm bunlar zamanların kaka çocukları olmaları için yeterliyken bir de üstüne, sanatı, gerçeğin saf bir dışa vurumu; yazımı, kelimelerin aynen zihne geldiği haliyle ifadesi olarak gören adamlarımız yaşadıkları eşcinsel ilişkileri de yapıtlarında anlatınca Amerikan Edebiyatı'nda bir patlayıcı işlevi görürler.

1947'de Woodbury Şiir Ödülü'nü alır Ginsberg, 1948'de bir gece Columbia Üniversitesi'ndeki odasına William Blake gelir -elbet Blake de baş taçlarıdır bu adamların.- ve o, bunu bir vahiy olarak algılayarak şiire devam etmesinin gerektiğini düşünür; evet, Ginsberg iktidarı, imgeleriyle ve diliyle utandırmak isteyen bir peygamberdir. Bundandır ki, eşcinselliğinden de bahsetmelidir, politik bir eylemdir bu; toplum kurallarını, tabuları yıkma yolunun kaldırım taşlarını döşemektedir.


************************************************************

Burada bir dipnot olarak, -insanı fazla mekanikleştirdiğini düşünsem de- Freud'a ithafen biraz çocukluklara insek, öyle bir dönemden nasıl olup da böyle adamlar çıktığını anlamamız kolaylaşır sanıyorum;
Küçük Allen, 3. Haziran. 1926'da New Jersey'de doğdu. Yahudi cemaatiyle büyüyüp, şizofren komünist İşçi Partisi üyesi annesi; sosyalist, musevi babası ve erkek kardeşiyle Rusya'daki Yahudi Soykırımı sırasında Amerika'ya kaçtılar. Dokuz yaşında eşcinsel olduğunu anlayan Allen'ın, -bu noktada Freud'dan çıkarak, Allen'in eşcinselliğini doğal cinsel bir yönelim olarak algılıyoruz, sorunlu bir çocuklukla oluşan bir hastalık olarak değil elbet.- lisede Walt Whitman'le tanışmasıyla, beat'in filizlerinin içinde filizlenmesi için gereken sulak alan oluşur.


Küçük Jack ise, 12. Mart. 1922'de Massachusetts'te Jean-Louis Lebris de Kerouac olarak doğdu, sonradan kendisine Jack adı takıldı. Kanadalı Fransız soyundan gelen göçmenler olan ailesinin New England'ın Lowel adındaki küçük bir sanayi kasabasına taşındı. Büyük Bunalım'dan nasibini alan Kerouac ailesi Jack'den beş yaş büyük oğullarının 1926'da ölümünü yaşadılar. Küçük yaştan itibaren yazıp çizen, aile arasında sessiz filmler çeviren Kerouac, eğitimine bir katolik okulunda başladı. Arkasından gittiği İngiliz devlet lisesinde ingilizceyle tanışan Kerouac, eline ne geçerse okudu.


Bu üç adamın içerisinde en rahat koşullarda büyümüş olan küçük William, 5 Şubat 1914’te St. Louis/Missouri’de tüccar zengini bir ailenin oğlu olarak doğdu. Dedesi hesap makinasını mücidi olan bu minik dahi de ilk başlarda biseksüel, ardından eşcinsel ilişkiler yaşadı.


Karşı koymayı ve deliliği temsil eden Ginsberg, sömürülen sınıfların sefaletini, yaşamın sınırını ve kutsal dinleri temsil eden Kerouac ve burjuvazinin insan saymazlığını, ailesi için bir "utanç kaynağı" oluşuyla temsil eden Buroughs... * Ve elbet ortak noktaları; başkaldırı, eşcinsellik, toplum dışılık ve beyin; her yönüyle bir "ötekilik"!

* İkinci Dünya Savaşı sırası girdiği eşcinsel ilişki nedeniyle ordudan atılmasının etkilerini de ekleyin hele...

************************************************************



Embriyodan cenine, ceninden bebeğe dönüşmüştü beat. Doğum sancılarıyla daktilo başına oturan Kerouac, kağıdı değiştirmekle bile uğraşmamak için daktiloya rulo bir kağıt takarak üç hafta boyunca yaşamsal ihtiyaçlar dışında, yazmaktan başka hiç bir şey yapmayarak beat'i Amerika'ya tanıtan ve bir nevi beat'in manifestosu olan On The Road'u yazmıştır. Her yollara düşme sevdalısının hikayesi olan Kerouac'ın Neal'le yollarda yaşadıklarını anlattığı kitabı 1951'de ilk defa yayınevinin yolunu tutsa da yayınlanması için 1957'ye kadar beklemesi gerekir. -Beat özentisi kuşağın başucu kitabı olan On the Road elbet çok, çok önemlidir lakin kuşağı anlamanın yolu Dharma Bums'dan geçer.-

1954'de San Fransisco'ya taşınarak Mcclure, Synder, Rexroth ve Lamantia'yla tanışan Ginsberg, Kenneth Rexroth'un kalıplardan, kurallardan kurtulmuş şiiriyle tanışır. San Fransisco'da bir tarafında Berkeley Rönesans'ı çevresi (Robert Duncan, William Everson, Jack Spicer...), bir tarafında evinde seks ve anarşi üzerine kalabalık toplantılar düzenleyen Rexroth'la tanışan Ginsberg beat'in şiir peygamberi olma yolunda hızla donanımlanıyordu. Rexroth'un kalıp ve kurallardan uzaklaşmış şiirinden cesaret alan Ginsberg 13. Ekim. 1955'de San Fransisco'da Rexroth'un oturum önderliğinde Mcclure, Synder, Whalen, Lamantia, Kreouac ve Ginsberg'in tohumları Whitman, Ezra Pound, A. Artaud, D.H.Lawrence gibi ustalara dayayan şiirlerini yüz elli kişilik bir dinleyici kitlesine okuduğu Six Poets İn Six Gallery organizasyonda Ginsberg, Howl adlı şiiriyle Amerikan Şiiri'ne bir bomba patlatarak beat'in şiirini yazar.

“...
Molok! Yalnızlık! Pislik! Çirkinlik! Külkovaları ve elde edilemez dolarlar! Merdiven diplerinde çocuk çığlıkları! ordularda hıçkırarak ağlayan oğlançocukları! Parklarda gözüyaşlı ihtiyar adamlar!
Molok! Molok! Kabus Molok! sevgisiz Molok! Zihinsel Molok! Molok ezici yargıcı insanların!
Molok akıl almaz zindan! Molok kurukafa bayrağı çekilmiş ruhsuz hapishane ve elemlerin kurultayı! Yapıları yargı olan
Molok! Savaşın sayısız taştan abidesi Molok! sersemlemiş hükümetler Molok!
zihni salt bir makine olan Molok! damarlarında kan yerine para dolaşan Molok! parmakları on ordu olan Molok! göğsü kendi cinsinin etini tüketen bir dinamo olan Molok! kenarlarından dumanlar tüten bir gömüt olan Molok!
Molok gözleri binlerce kör pencere! uzun sokaklarında ebedi Yahovalar gibi
gökdelenler dikilen Molok! sis içindeki fabrikalarında düş kurup cavlağı çeken Molok! devasa bacaları ve antenleriyle kentleri taçlandıran Molok!

Sevdası sonsuz petrol ve taş olan Molok! ruhu elektrik akımı ve bankalar olan Molok! yoksunluğu dehanın sureti olan Molok! yazgısı cinsiyetsiz bir hidrojen bulutu olan Molok! Molok adı us olan!
Molok içinde yapayalnız oturduğum! Kendinde melekleri düşlediğim Molok! Molok Delirdiğim! Sikemiciyim Molok’ta! Aşksız ve erkeksizim Molok’ta!
Molok ruhuma çok önceleri giren! Molok içinde gövdesiz bir bilincim ben! Molok beni doğal esrikliğimden korkutan! Kendimden geçtiğim Molok! Uyandığım Molok! Gökyüzünden boşalan ışık!
Molok! Molok! Robot apartmanlar! görünmez banliyöler! hazine çatıkları! kör sermayeler! şeytansı endüstriler! hayaletimsi uluslar! mağlup edilemez tımarhaneler! granit yaraklar! canavarca bombalar!
Onlar Cennete kaldırırken Molok’u parçaladılar sırtlarını! Kaldırım taşları, ağaçlar, radyolar, daha bir dünya şey! zaten varolan ve hep içinde olduğumuz şehri Cennete kaldıranlar!
...”

A. Ginsberg - Howl
(Altı Kırkbeş Yayıncılık - Uluma / Aralık 2007
Hazırlayan ve Çeviren: Şenol Erdoğan)


“Bir bariyer yıkıldı. Bir insan sesi ve bedeni; Amerika’nın sert duvarına, onun ordularına, akademilerine, kurumlarına, düzeninin sahiplerine ve güç destekli temellerine karşı gürledi.”

Michael McClure
(Altı Kırkbeş Yayıncılık - Uluma / Arka kapak
Aralık 2007)

Dinleyiciler arasındaki Lawrence Ferlinghetti'nin Ginsberg'in kitabını çıkarmayı önermesiyle dünya hem Beat'in doğumuna, hem bugün halen açık olan City Lights Kitabevi'ne tanık olur. Ferlinghetti'nin kurduğu kitabevi dönemin Beat edebiyatçılarının toplanıp caz ve uyuşturucu eşliğinde şiirler okudukları mekan olur kısa zamanda. Howl and Other Poems çıkar çıkmaz ahlaka aykırı bulunurken kitap tüm Amerika'da binlerce satarak Ginsberg'in ve Ferlinghetti'nin adını duyurur. 1958'de Kerouac'ın The Dharma Bums adlı özyaşamöyküsel romanıyla Beat Edebiyatı Amerika'da tam bir kabul görür. Lawrence Lipton, tüm beat kuşağına "Kutsal Barbarlar" adını takar, açıklaması ise şöyledir; "Onlar, ben'liklerini kutsal yollarında ararken, uygar denilen dünyanın tüm geleneklerine alternatif bir sanat anlayışıyla yadsıyorlar." Kısa zamanda ülkede komünizm kadar tehlikeli sayılan beat, tüm yıldırma politikalarına karşı ilerleyerek 69 ruhuna gebe bir bilinç yaratır. -Tekrar ve tekrar altını çizelim ki oldukça bilinçsiz bir etkidir bu lakin Beat siyasi bir hareket değildir, özellikle Ginsberg'in "eylem adamlığı"yla Beat'e siyasi etiketler eklenmiş olsa da.-

“Beat edebi akımının tamamı, bir dereceye kadar, Kerouac’ın bebop’ı emprovize, spontane gelişen bir biçim olarak yorumlaması üzerine kurulmuştur.”
A. Ginsberg
Çeviren: ş. e.


Uyuşturucuyu politik bir gereç olarak da kullanan bu adamların yapıtları dogmatik tüm bakış açılarına karşı duruş, geleneksel tüm değerlerin karşı cephesi olması, güçlü kapitalizm eleştirileri içermesi ortodoks marksist devrimci bir edebiyattan bahsettiğimiz anlamına çekilmesin, yaşadıkları deneyimleri kurgusuz, sistemsiz yansıtmayı üslup belirlemiş adamlarımız an'a sıkışmış, materyalist bir devrimin öncü ya da istekçisi değillerdi; onlar, tabuların üzerine gidip soru sorma arzusu uyandırarak, -zannımca- gerçekten devirecek -ve yerine yenisini koymayacak- bilinçsel bir devrimin kaldırım taşlarını döşediler. Kerouac'ın ilerleyen senelerde yaratmak istediği etkinin bu olmadığı, yanlış anlaşıldığı üzerine serzenişlerini duyacak olmamız onu/hareketi yolundan dönen bir devrimci/yolundan dönen bir mücadele olarak değerlendirmesin -ne de olsa hiç birimizin ortodoks devrimcilere hayranlık aptallığı gözlerle bakmiyoruz.- Kerouac hipilerden, 68 kuşağının sinyallerinden rahatsız olmuş olsa da yüzümüzü Burroughs'a çevirdiğimizde kimi zaman etkileri Giyom Tel'den bir sahne canlandırırken karısını yanlışlıkla öldürmek gibi aşırı uçlara kaçmış olsa da eksiksiz bir beat ruhuyla karşılaşıyoruz.

1953'de uyuşturucu deneyimlerini anlattığı Junky'den sonra, 1959'da Amerikan Edebiyatı'nı Naked Lunch'la sarsan Burroughs bu kitapla, gözlenmesi gereken bir çomak olarak, hayatı boyunca kalacağı CIA'in takip listesine girer. Realizmi yıkan serbest çağrışım formunu andıran üslubu, anlatımı ve öfkesiyle sürrealizmin etkilerini gördüğümüz Beat'e; sömürülerin, savaşların, bin bir pisliğin, tezatı olan masumiyetle birleşme olasılıksızlığını dilin manyetik alanını tersine çevirek karşı uçların birbirini itmeleriyle yıkacağı öngörüsü Burroughs'a cut- up / kes - yapıştır tekniğini buldurmuş, Beat'e dadaizmi yaftasının da yapıştırılmasına sebep olmuştur. Katmasını sağlamıştır sağlamasına ama ne bir dada etkisidir beat, ne bir sürreal etkisi, beat'tir sadece o, ötekilerin öyküsü, şiiri, yaşamıdır. Hassan Sabbah'ın devrimci modelinin örnek alınması gerektiğini ifade eden Burroughs, Gözden Geçirilmiş İzci El Kitabı'nda anarşist izcilere dünya devriminin genel planını vermiş, ekolojinin önemini vurgulayarak, hayvan nüfusunun artmasının devrimin lehine olduğunu ifade etmiştir.

"Şişman ve yavaş CIA ajanları leoparlar için ideal besin kaynağıdır." Burroughs.

Kullandığı uyuşturuculara rağmen seksen üç yaşına kadar yaşamasını, vücudunda ölen hücrelerin yeniden canlanması için dönem dönem "temizlenip" devam etmesine bağlayan Burroughs'ın günlüğüne 1. Ağustos. 1997'de girdiği şu satırlar ise kaleminin değdiği son sözcükler olacaktır;

"Düşünmek yeterli değildir.

Hiçbir şey değildir. Bilgeliğin doyum noktası diye bir şey yoktur, deneyim -- boktan bir şey işte.

Kutsal kase değil, son satori değil, son çözüm de değil. Sadece zıtlık.

Tek şey çatışmanın aşkın olduğuna karar verebilmektir ki benim Fletch, Ruski, Spooner ve Calico için hissettiğim gibi. Saf aşk.

Sevgi? O da nedir?

En büyük doğal ağrı kesici. Her ne ise...

Sevgi."

Çeviren: Serhat Poyraz


Bir yaşamdır beat, soluk alır verir, sancılanır kimi zaman, masaya yumruk atar, ortalığa çomak sokar, caddenin ortasındaki büzüşmüş koka kola tenekesine atılan bir tekme, o tekmeyle borsa binasının camını kırmaktır. Parlementonun kapısına işeyen üç yaşındaki oğlan çocuğu, barbi bebeklerinin kopardığı kafalarıyla abeküs yapıp iki kere ikiyi bir yetmiş beş yapan kız çocuğudur beat. Beat bir ruhtur, doğup bitecek bir hareket değil, sonsuz, başsız ve 'yolsuz' bir yaşamdır; onlar'ın tüm oyun yollarına karşı yolsuz, egemenlik altında duramayacağından başsız ve ruhlar asla ölmeyeceğinden, bir ruh ölürse bini birden geleceğinden sonsuzdur. Bu yüzden ki 1950lerde ve 60larda beat hakkında-üzerinde-beatnik iki yüz otuz beş dergi çıkmıştır, bu yüzden ki hippiler rayları, yolları mesken tutmuşlardır kendilerine, bu yüzden Bob Dylan gelmiş, bu yüzden anti militarist hareket, eşcinsel mücadele doğmuş, bu yüzden Woodstock olmuş, bu yüzden Parisli haşarılar dünyayı sarsmıştır sesleriyle. Beat olmasaydı Seattle 99'dan bahsedebilirdik, ne Los Angeles 92'den. Beat olmasaydı şimdi ne biz biz olurduk, ne bu dünya -kazanılmış olanlar ufacık zaferler bile olsa- bu dünya...


BEAT SONSUZA...


"Yegane şiirsel gelenek yanan çalının Sesi'dir. Gerisi çöptür & tüketilecektir." Allen Ginsberg


Dipnot:

Şimdi beat'e dair tüm söylediklerimizi unutun. Beat'i kelimelerle nitelemek, anlatmak, onun üzerinde konuşmak safi yalandır, zira Burroughs'un dediği gibi; "Konuşmak, yalan söylemektir." İktidar yasalarla değil, ilişkilerimizle başlar, ilişki kurmanın temeli iletişimse, iletişim kurmanın gerekliliği konuşmaksa -olarak belirlenmişse- ve kelimelere muhtaç kaldıysak konuşmak için kelimenin safi ağızdan çıkan bir ses olmadığı, kurgulandığını biliyorsak, işte o zaman tehlikedeyiz. Kişisel ve genel tarih kelimelerle inşa edilmiştir, edilir ve bunu bildiğimiz an gözümüzdeki perde iner, bunu bildiğimiz andan itibaren daha önceki bakışımızla bakamayız dünyaya, daha önce kurduğumuz iletişimi kuramaz, ilişkilere aynı gözle bakamayız.

Ve şimdi Beat'e yaklaşmadan önce tekrar düşünmenizi öneriyorum, yaşadığınız -veyahut yaşadığınızı sandığınız- hayattan memnunsanız, olan bitenlerin ardıyla ilgilenmiyorsanız, gayet olağan geliyorsa size bu dünya ve üzerinde yaşananlar, evet, evet, lütfen el atmayın Beat'e zira o zaman büyük bir olasılıkla anlayamayacak ve ancak bok atacaksınız.

Beat konusunda ısrarcıysanız o halde birkaç önemli not daha eklemekte yarar var. Beat safi bir edebi tür veyahut edebiyat akımı değildir, -daha öncede belirttiğimiz gibi- bir ruh, bir yaşamdır. Bugün halen Beat yazarlarının ürediğini gösteren kaynaklar çıkmakta -özellikle Avrupa, hele ki Fransa'da- lakin Brautigan, Synder, Corso, Ferlinghetti gibi birçok isim oldukça önemli olsa da, Beat Allen Ginsberg, Jack Kerouac, William Seward Burroughs'la başlamış ve bitmiştir. Beat'in 'en revaçta' olduğu 1955'de Kerouac'ın sesini duyarız zira, "Her yerden yaban otu gibi 'beat' fışkırıyor." Bunun nedeniyse oldukça basit açıklar Kerouac, "Trenlere kaçak binen, sahillerde geceyi geçirip sabah yola devam eden bir ruh nasıl olabilir de her an kameralarla, sivil polislerle takipte olduğumuz bir çağda yaşayabilir?"

Beat'in en açık Zen ayağı olan -ömrünün sonlarında hrıstiyanlığa dönmüş olması bir Buddhi olması gerçeğini değiştirmez.- Jack'in 'kutsal kitabı' Altın Sonsuzluk'tan bölümlerle ve eylem adamı Ginsberg'ün Kuşbeyin'iyle yazımızı bitirelim;


The Scripture of the Golden Eternity


"14

Ona ne isim vereceğiz, aklın ortak sonsuz maddesi mi? Ona esans desek, kimileri onun parfüm, altın, ya da bal anlamına geldiğini düşünebilir. O akıl bile değildir. Tartışılamaz, kelimelere bile dökülemez, sonsuz ve aslında gizemli ve açıklanamaz da değildir. O veya budur o. Altın sonsuzluğu rahatlıkla “Bu” diye adlandırabiliriz. Ama “Bir isimde neler vardır?” diye soruyordu Shakespeare. Bir başka isimle altın sonsuzluk sevgili gibi olacaktır. Bir Tathagata, bir Tanrı, bir Buda, bir Allah, bir Sri Krishna, bir Coyote, bir Brahma, bir Mazda, bir Mesih, bir Amida, bir Aremedeya, bir Maitreya, bir Palalakonuh, 1 2 3 4 5 6 7 8 sevgili gibi olacaktır. Altın sonsuzluk X’dir, altın sonsuzluk A’dır, altın sonsuzluk ^’dır, altın sonsuzluk O’dur, altın sonsuzluk [ ]’dır, altın sonsuzluk a-l-t-ı-n s-o-n-s-u-z-l-u-k-t-u-r. Başlangıçta kelimeydi, başlangıçtan önce, ezeli sonsuzlukta özdü. Hem “tanrı” kelimesi hem kelimenin özü boşluktur. Suret suretini alarak boşluk olan boşluk sureti sizin görüp duyduklarınız, tam şu anda hissettikleriniz, ve tattıklarınız, bu satırları okurken düşündüklerinizdir. Bir süre bekleyin, gözlerinizi kapayın, birkaç dakika nefesinizi tutun, evrenin menşeindeki iç sessizliğe kulak verin, bırakın elleriniz ve sinir uçlarınız unuttuğunuz saadetin, boşluğun, özün, daima olmak ve daima altın sonsuzluk olma vecdinin farkına varsın. Bu unuttuğunuz derstir. "

25

O herşey olsa da, doğruyu söylemek gerekirse altın sonsuzluk yoktur çünkü herşey hiçbirşeydir: olaylar, gelişler ve gidişler yoktur: herşey boş olduğu, ve boşluk bu suretler olduğu için, boşluk bir biçimdir."

26

Tüm bu kendilikler zaten sona erdi. Einstein bu evrenin kocaman bir hava kabarcığı olduğunu keşfetti, bilirsiniz bu ne anlama gelir.

45

Bu kutsal kitabı anlamazsanız, ya da anlayamıyorsanız, atın gitsin. Özgürlüğünüzde ısrar ediyorum.

66

Altın sonsuzluğun ikinci öğretisi altın sonsuzluğun birinci öğretisi olmadığıdır. Böylece emin olun."

Jack Kerouac
Çeviren: Kerem Koç - Şenol Erdoğan


Kuşbeyin

"Kuşbeyin yönetiyor dünyayı! Kuşbeyin en son ürünü Anamalcılığın
Kuşbeyin Rus bürokrasisinin başı, esneyip duruyor
Kuşbeyin, F.D. Roosevelt`in atadığı, 30 yıl yönetip FBI`yı
.................................... ...............bir türlü defedemedi Cosa Nostra`yı!
Kuşbeyin bölüştürür yakılacak buğdayı, tabii
.................................... ...............dünya pazarında fiyatlar yüksek kalmalı!
Kuşbeyin Uluslararası Para Fonu aracılığıyla borç verip durur
.................................... ...............Gelişmekte olan Ulusların polis devletlerine!
Kuşbeyin, kendi başına yaralayamaz kimseyi asla
bağımlıdır kendisine pezevenklik eden dairesine
Kuşbeyin beyin nakilleri sunuyor İsviçre`de
Kuşbeyin gecenin köründe kalkıp düzeltiyor çarşaflarını Kuş beyinim ben!
Ben yönetiyorum Rusya`yı, Yugoslavya`yı, İngiltere`yi, Polonya`yı, Arjantin`i,
.................................... ...............Amerika Birleşik Devletleri`ni, El Salvador`u
Kuşbeyin çoğalıp duruyor Çin`de
Kuşbeyin Kremlin`in duvarına yerleştiriyor Stalin`in cenazesini
Kuşbeyin zorla benimsetiyor petro-kimyasal tarımı Afrika`nın çöl bölgelerine!
Kuşbeyin düşürüp duruyor Kuzey Kaliforniya`daki su tabakası düzeyini
.................................... ...............Orange İli Ziraat Bankaları için emerek
Kuşbeyin zıpkınlayıp balinaları bi güzel lüpletiyor yağlarını tropik bölgelerde
Kuşbeyin kafalarına vura vura öldürüyor yavru ayıbalıklarını sonra
.................................... ...............ne giyecek Paris`e gittiğinde
Kuşbeyin Pentagon`u yönetiyor kardeşiyse CIA`yi, Yükseliyor Semizgöt!
Kuşbeyin düzenliyor Time`ı Newsweek`i Wall Street Journal`ı Pravda`yı
.................................... ...............İzvestiya`yı bi yandan da o biçim yazılar
Kuşbeyin işte Papa, Başbakan, Başkan, komiser, Ulu lider, Senatör!
Kuşbeyin Reagan`a oy verdi ABD Başkanlığı için!
Kuşbeyin Mucize ekmek pişiriyor rafine beyaz undan!
Kuşbeyin köleler sattı, şeker, tütün, alkol
Kuşbeyin ele geçirip Yeni Dünya`yı kıydı Popocatetl`deki
.................................... ...............mantar tanrı Xochopili`ye!
Kuşbeyin Başkandı yüzlerce gizemli öğrenci makinalılarla tarandığında
..........................................Tlatelulco`da Kuşbeyin 20.000.000 aydınla Yahudi gönderdi Sibirya`ya,
......................15.000.000`u asla geri gelmedi Başıboş Köpek Kafesi`ne
Kuşbeyin bi bıyık bırakıp İkinci Dünya Savaşı`nın son yılında
......Amfetaminlerle kafa bulup yönetti Almanya`yı Kuşbeyin buldu kesin çözümü
Avrupa`daki Yahudi sorunu`na Kuşbeyin kotardı bu işi Gaz Odalarında
Kuşbeyin kodesten bi süreliğine çıkardı Lucky Luciano`yu
.................................... ...............herif mafya güvenlik altına alsın diye
.................................... ...............Sicilya`yı ABD Kuşbeyini için Kızıllara karşı
Kuşbeyin silah yapıp Kutsal Topraklar`da hepsini sattı Güney Afrika`daki
.................................... ............... .................................... ...............beyazlara hani
herifler Yahudi bile değil nasıl olsa
Kuşbeyin helikopterlerle donattı Orta Amerika`daki generalleri, herifler
.............rahat durmak bilmeyen bi yığın Yerliyi temizlesinler de uygun bi iş
.............ortamı yaratsınlar şöyle
Kuşbeyin bir yıldırma savaşı başlattı İsrailli Yahudilere karşı
Kuşbeyin Siyonist savaş uçakları yolladı gidip vursunlar diye
.............Filistinlilerin Beyrut çevresindeki ufak barınaklarını
Kuşbeyin yasadışı kıldı dünya pazarında Afyon kökenli ilaçları
Kuşbeyin biçimlendirdi Afyon Karaborsa`sını
Kuşbeyinin babası zımbaladı eroinci kuşları aşağı Doğu Yakası`nda
Kuşbeyin Akbaba Operasyonu`nu düzenledi zehirli gazlar püskürtmek amacıyla
.............Sonora`daki marihuana tarlalarına
Kuşbeyin hastalandı Harvard Meydanı`nda Meksika otu tüttürüp durmaktan
Kuşbeyin Avrupa`ya vardı Propaganda yoluyla hamamböceklerini kazanmak uğruna
Kuşbeyin yüce bir Uluslararası Ozan oldu dolaştı
.............dünyanın dört bir yanını Kuşbeyin Övgüleri söyleyerek
Sonuçları bildiriyorum, Şiir Yarışması`nı kazanan Kuşbeyin
Kuşbeyin Dünya Ticaret Merkezi`ni kurdu New York Limanı sularına,
.............tuvaletlerin umursamazca boşaltıldığı-
Kuşbeyin kesmeye başladı Amazon`un Yağmur Ormanları`nı ırmak kıyısında bir
.............kağıt hamuru fabrikası kurmak için
Irak`taki Kuşbeyin saldırdı İran`daki Kuşbeyin`e
Kuşbeyin Belfast`ta bombalar fırlatıp duruyor anasının götüne
Kuşbeyin yazdı Das Kapital`i! İncil`i döktürdü!
.............kaleme aldı Ulusların Zenginliği`ni!
Kuşbeyin insanlığı, Rockefeller Merkezi`nin tepesine
.............Gökkuşağı Odası`nı yaptı dans edelim diye bi güzel
Bağıllık Kuramı`nı buldu, hani ya Colorado`nun kayalık Yörelerinde
.............Nötron Bombaları yapabilsin Rockwell şirketi
Kuşbeyin aleti uzar sanıyor böyle yaparak
Kuşbeyin yeni bir casusu görüyor Dubrovnik`te Pazar Yeri`nde,
.............Gözlük Oteli`nin dışında-Kuşbeyin malafanızı emmek istiyor Avrupa`da,
.............yaşamı çok ciddiye alıyor, kalbi kırılır işbirliği yapmazsanız-
Kuşbeyin zorlu bi göreve gidiyor Komünist Ülkelere
.............kız arkadaşlar edinebilir öyleyse KGB`den gök gürülderken-
Kuşbeyin kavrıyor Buda olduğunu meditasyon yoluyla
Kuşbeyin pek korkuyor gezegeni havaya uçuracağım diye anlayacağınız
.............bu şiiri yazıyor ölümsüz olma isteğiyle-"

Allen Ginsberg
Çeviren: C. Hakan Arslan

* Belirtilmeyen çeviriler bana ait olmayıp, kime ait olduğu bilinmemektedir.

* Jack Kerouac - On The Road için,

http://rapidshare.com/files/69944789/jack_kerouac-_yolda.pdf.html

Golden Eternity için,

http://rapidshare.com/files/69945792/Alt_n_Sonsuzluk_KEROUAC.doc.html




* Yardımı için ş.e'ye teşekkürler.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !