3/5/2008 - yaşam güzel

bir çocuk doğduğunda bu pisliğin, kargaşanın ortasında doğduğunda bir çocuk bir anne ve bir babanın avuçlarına anlaşılamayan şeyler vardır hala, bir insan olması gibi doğanın
bir çocuk büyüdüğünde ve nefret ettiğinde bu yaşamdan başlar dört bir yanda büyükler, "yaşam güzel, yaşam güzel!"
tabii, yaşam güzel halen inadına nükleer savaşların bir zamanlar atılan atom bombasının yahudi toplama kamplarının nazilerin, mussolinin, bushların, evrenin yaşam güzel inadına sınırlar yaratan teröristlerin hazır ol ve rahatların ardından çekilen bayrakların marşlar eşliğinde tabur tabur öldürmeye gönderilenlerin marşlarla ve çarpım tablosuyla ve müfredatlarla beyinleri yıkananların inadına tuğlaların gök-delenlerin meydanlarda üniformalarıyla dövecek adam arayanların inadına güzel yaşam.
yaşam güzel inadına kızılderili kanlarının, aborjin cesetlerinin makinaların, düğmelerin, tüfeklerin, demirler ve zincirlerin yaşam güzel inadına elektrikli sandalyelerin, tazzikli suların yaşam güzel yaşam güzel inadına şeyhlerin, bakanların, patronların yaşam güzel yaşam güzel inadına yaşam güzel yaşam güzel yaşam güzel
yaşam çok güzel inadının gittiği yere kadar
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
2/5/2008 - KARANLIK

DUVARLARIN İÇİNDE GÜNEŞ OLMAZ
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
16/4/2008 - diamon

yok-luğunda kara-rırk-en gece...
"en fazla ne kadar kararır?" sordu içi içine, "gözlerin kapalılığı karanlık değilken en fazla ne kadar kararır gece..." "yalnızca duvarların ardı aydınlık" dedi içi içine, "dört bir yan duvar..." "ya çıkış, ellerin bağlılığında çıkış var mı?" "renkleri bağlayamazlar, her şey senin zihninde." "ya zihni esir alırlarsa?" "bırakma." "canım yanıyor." "yanacak." "ne kadar sürecek?" "yanlışlarla oyalanma." "yaşamak nedir?" "ölmek nedir?" "kurtuluş ölüm mü?" "kurtulmak istiyor musun gerçekten?" "herkes ister." "yanlış cevap." "sen istemiyor musun?" "genellemeler yalandır." "tüm cümleler kadar?" "belki." "herkes mutlu olmak istemez mi?" "mutlu olmak yalandır." "tüm kelimeler kadar?" "belki." "saf olmak istiyorum." "geç kaldın." "konuşmayı unutsam?" "düşünmeyi unutabilir misin?" "evrimi geri sarmam mı gerek?" "belki." "canım yanıyor." "yanacak." "ne kadar sürer bu?" "yanlış_" "_larla oyalanıyorum." "öğreniyorsun." "istemezdim." "çoğu gibi." "çokluk derece bildirir mi? "kullanana göre değişir bu." "düğüm diye bir şey var mıdır?" "kim bilir." "ben değil, sen?" "ben oyalanmıyorum." "ya şans?" "bir korsan işler yolundaysa demişti." "işim olmadığında yolsuzlaşıyorum." "işin olmadığında yol için özgür de kalabilirsin." "özgürlük nerede başlıyor?" "her şey zihninde." "bunu sevebilirim." "daha çok canın yanmalı." "yani acının sonu var mı, diyorsun?" "ya da yolun sonu yoktur." "belki." "ezber değil, algı." "bir zamanlar kitaplar okumuştum." "ben de." "artık okumuyor musun?" "böyle mi dedim?" "hayır." "tamam." "okuduğum kitapları sormayacak mısın?" "sen benimkileri soracak mısın?" "bilemiyorum. konumuzla alakalı mı?" "herşey sarmalsa?" "şizofreni?" "algıyı ezberleyemezsin." "belki." "ezber değil demiştim sana, tekrar yanlış cevap." "yanlış nedir?" "hayatı fazla ciddi alıyorsun." "dalga mı geçmeli dersin? "gereklilik şart kipi yoktur derim." "sevmemek inkar etmek midir?" "her şey zihindedir." "zihninin sınırları dünyanın sınırlarını belirler diye okumuştum bir yerde." "blake. algı." "sonsuz görünürdü." "ya da yalnızca oluş." "köylü bir kadına çıplak okuma yazma öğretmek aşağılık mıdır?" "ya bir insanı kente hapsetmek?" "bir yerlerde oynayan bir taş olmalı." "sayısız." "neden karanlık?" "öğrenmişsin." "görüyorum." "herşey zihindedir." "ellerim bağlı." "algı düzlemini değiştir." "ne yapabilirim?" "gereklilik şart kipini unutabilirsin." "toplumsalsızlaşmak?" "ön koşul." "koşullar var demek.." "kelimelere anlam yüklüyorsun." "tek aracım dilim." "algı düzlemi_" "mi değiştireyim." "hala öğreniyorsun." "değişmeli miyim?" "istiyor musun?" "herkes ister." "yanlış_" "cevap." "evet." "arayan aradığını bulana kadar bırakmasın. incil." "kutsal kitap okur musun?" "onlarca." "öğrenmemenin sırrı nedir?" "belki hiçbir şeyin sırrı yoktur." "oluş." "yalnızca." "ya düşünmek?" "karıştırmakla eşdeğer çokca." "doğum sonrası." "belki dil cinayettir." "fazla kalabalık değil mi buralar?" "uygarlık." "kan kokusu var bir yerlerde." "arkaik kabilelerden zihnine ulaşıyor." "iletişim?" "algı." "geçiyor muyum?" "sorularla ilgilenmezsen." "garanti?" "asla yoktur." "ya nedenler?" "ilgileniyor musun?" "bir anda bırakmak zor." "canın yanacak." "başka yolu yoksa.." "acıyı unut." "ya varsa?" "acıyı unut." "deneyeceğim." "başaramazsın." "bilebilir miyiz?" "halen cevaplar veriyor ve istiyorsun." "herkes is_" "temeyebilir evet." "güzel." "anlıyorum." "evet." "yavaşlık sorun mu?" "senin için?" "sanmıyorum." "değil." "acı güzelleşir mi?" "belki. kimilerinde." "damarlarımda akışı hissediyorum." "belki junk." "ne sağlar?" "yardım." "aşmak." "aşmak." "sanki beynim uyuşuyor." "sakin.." "tehlikeli mi?" "vereceğin tepkiler." "tepkisiz kalmak istiyorum." "başar." "beyin loblarım akıyor." "vana." "açılıyor mu?" "şş.." "soru yok." "yok." "bu teslimiyet değil mi?" "herşey zihninde." "ya duvarları yok sanarsam?" "ya duvarlar var sandırılmışsan?" "hareket edemiyorum." "algıların üzerine yaşarsın." "sen bunu yaşadın mı?" "oluşunun yolu bu." "oluş." "farkındalık." "basamak?" "sıçramak." "korkuyorum." "doğal." "sorun değil mi?" "izin vericek misin?" "istemiyorum." "verme." "ya ben yönetemezsem?" "istersen." "irade göstermek?" "akmak." "ya taşlar?" "barikat ırmağı keser mi?" "yeterince güçlenmezse." "güzel." "oluyor?" "belki." "yaklaştım mı?" "doğumuna geri dön." "bunca sonra?" "imkansız var mı diyorsun?" "hayır." "doğumuna geri dön." "saf olmak?" "arınmak." "yanlış var mıdır?" "cevabım doğru olur mu?" "doğru nedir?" "evet, soru bu." "cevap?" "___"
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
19/1/2008 - ağıt

gelmiş geçmiş tüm uygarlık tarihi adına, tüm mahvettiklerimiz adına, toprağa yani suya, yani şaraba, yani bağa, bahçeye kan karıştırmamız adına... tüm kardeşlerimiz adına
affet bizi doğa ana. evrenin ruhunu doldur içimize. şarap ver dudaklarımıza. üzümden kanı sil, şarabımızın tadını tekrardan bize bağışla.
bağışla bizi doğa ana, üzerine
diktiğimiz bu betonarmelerin adına, kendimizi ve kardeşlerimizi modern
kent dediğimiz hapishaneye zincirlerken seni aracı ettiğimiz için bizi
bağışla, bağışla üzerine demirler ördüğümüz için, bağışla çocuklarını köleleştirecek, katlettirecek sanayiyi doğurduğumuz için.
sen ki yıkamayacağımız egemenliksin, sen yaşam verensin, üzerimizdeki egemenleri yık doğa ana, bizi kendi kollarınla sar tekrar, üzerimize atfedilen zorundalıklardan sıyır, soy bizi doğa ana, bizi tekrar koynuna al çı pla k.
üzerinde egemenlik oyunlarına kalkışanlar adına, sana egemen olmaya çalışanlar adına, yüzünü griye boyayanlar, yıldızlarını diktikleri hapishanenin ışıklarıyla yok edenler adına, gök yüzünü kömür, alüminyum karasına, kükürte boyayanlar adına, denizinden şeffaflığı çalanlar adına, göçebe kuşlarının dahi beyniyle oynayarak, göç yollarını tren ve karayollarıyla çizmelerini sağlayanlar adına, toprağına kimyasallar katanlar, nükleer sindirenler adına, meyve ve sebzelerinin hormonlarıyla dengeni bozanlar, kendilerini ve kardeşlerini zehirleyenler adına; bağışla bizi.
bağışla bizi beyinlerimizi yok ettiğimiz için, bağışla bizi kendimizi senden soyut sandığımız, yaşamımızı senden soyutladığımız için. bağışla doğa ana; makinaya dönüştüğümüz, yeni doğan çocuklarımızı an durmadan senin adınla değil, "koca makina" adıyla işlediğimiz için. bağışla bizi makinalaştırdığımız için; bir insanı makinalaştırmak ki, ayırmaktır onu insan doğasından, bir insanı makinalaştırmak ki, çalmaktır onu senden, ve en büyük lanettir o, bundan dolayıdır ki, gazabın çekilmeyecek üzerimizden.
gazabın çekilmeyecek üzerimizden; dallarını sattığımız için, gazabın çekilmeyecek üzerimizden; toprağını kana, vahşete, katliama buladığımız, bizle paylaştıklarını bunca hor, bunca gözü dönmüş, bunca vahşi aldığımız, asla yetinmediğimiz, hep daha fazlasını istediğimiz için; icat ettiğimiz para adına, kendimizi kelepçelediğimiz mülkler adına, ki onlardır bizi insanlıktan çıkarıp bir sahip olma, bir satma, bir çalma dişlisi haline getirenler, seni hiçe saydığımız, seni de mülkümüz sandığımız için çekilmeyecek gazabın üzerimizden.
affet bizi doğa ana, bizi bağışla. bağışla bize gazabını, bağışla engin öfkeni, kus bizi içinden.
kus doğa ana, kirlerimizi at üzerinden, soyun ve soy bizi.
bizi kendi kollarınla sar tekrar, üzerimize atfedilen zorundalıklardan sıyır, soy bizi doğa ana, bizi tekrar koynuna al,
bizi kolla.
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
9/1/2008 - haiku denemeleri--

kırmızı böcek kanadında kara halka
bir günebakan altında sevişen iki karınca
kaktüs uzatan şaman ruhuma ebedi yoklukta
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
4/1/2008 - haiku denemeleri--

uçurum kıyısında açan çiçek toz bırakıyor içime
çiçeğin tozu özleşiyor içimde
öz fışkırıyor hava bulut bulut reçine topla
----------------
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
4/1/2008 - boş kovan
 kaldıramadığım
şeyler yüklüyorlar uzunca süredir sırtıma, hisse senetleri, döviz
fonları ve aylık faiz oranlarıyla ilgilenmediğim için tüm bunlar... bu
cehennemin göbeğinde, ellerim belimde, çaçaron bir çingene edasıyla
-tüm çingeneler çaçaron değildir zira, tüm genellemelerin yanlış
olduğunun yanında tanımış olduğum o usul usul sevişen çingene kızlarını
ve kadınlarını da örnekleyebilirim buraya.- durmuş, tek bir laf etmeden
onlara bakıyorum kaldırım kırmızısı gözlerle.
(ah,
evet, kaldırımlar kırmızı artık buralarda, şık siteler yaratmak için
gökdelenimsi apartmanlarının arasına diktikleri ağaç toprakları ve
hatta şehri aydınlatan -veyahut pisliklerini örten- şu lanet direkler
dahi kırmızı... ve ben kırmızıdan nefret ediyorum!)
ah
nedir bu söylesene bana adam, şu içimin sancısı nedir bu olan bitene,
nedir yıllardır biriken yaralarım, yıllarıma yaralar, acılar ve sanrı
sancılar veyahut sancı sanrılar eklemlemek mi bu yalan oyundan payıma
düşen her deste kağıt..
-yo, hayır arabesk yapma niyetinden
oldukça uzağım lakin insanın arada isyanı geliyor elbet bu sancılara,
elbet yok olmak istiyor, silinmek bu gezegenin tüm hatlarından..-
ben..
ah,
ben bilmiyorum lakin istemlerim arasında bir intihar süsünü
barınıramayacak denli başıboş yaşıyorum nicedir, nicedir çalışma masam
yok üstelik, kitaplarımı deniz kenarlarında okumayı tercihliyorum ve bu
aralar sürekli şarap içiyorum.
(sen de mi seversin şarabı? ah
evet, tahmin etmiştim. tamam olur bir gece içebiliriz elbet.. evet,
belki sevişebiliriz de arkasından, olabilir. hatta belki sen beni
kurşunlarsın sabaha, belki mum kokan yatağıma içi boş bir kovan
bırakırsın giderken, ben teşekkür ederim sana ölürken...)
ne
diyordum, ah evet, uzun zamandır çalışma masam yok ve bunun bende
uyandırdığı hiçbir rahatsızlık yok. dahası bir zamanlar annemin zoruyla
gittiğim psikiyatristle yolda karşılaşacak denli garip günler
geçebiliyor ellerimden, durup düşünüyorum yıllar öncesiyle aynı lafları
duymak mı daha garipti, yıllar öncesinde söylediği lafları aynı
tekrarlaması mı... ah, psikiyatriden zerre haz almıyorum ve bu bir
sonbahar karşılaşması anısı psikiyatri ve tek tipleştirme üzerinde
kafamda derin kuşkulara yol açıyor.
-üstelik geçen gece kedim
gara kaçtı ve ben hangi trene bindiğini görmek için her gece kaçışının
bana kazandırdığı dürbünle penceremden vagonları inceliyorum.-
nefes
alma olasılığımı sıfırın altına indirgeme çabaları ellerini boğazıma
geçirmeye dair olsaydı, çokca daha rahat olurdu soluk almak sanırım
lakin dişlilerini beynime geçirme istemlerinin ruhumda yarattığı öfke
nöbetlerini geride bırakmış olsam da -zira artık o denli içselleşmiş
bir nefretle yaşıyorum ki, kanımda usul usul salgılanışını izliyorum
nefretimin yeşil bir tepeden.- üzerime bolca boca ettikleri kükürt
gazının kangrenleşmiş ciğerlerimdeki etkisizliği kadar boş
karşılayamıyorum ayaklarıma değen çocuk kırmızısını. algı eşiklerimizin
farklılığı sonucu farklı renklerle bezeli dünyalarda yaşamamız mı bu
denli hassaslaşmamım nedeni bilmiyorum lakin bir cinnet öncesi kokuyor
içim uzunca zamandır ve bunu bana içimi koklayan adam ve kadınlar
fısıldıyor.
(sahi eğer sevişirsek adam, fazla sarhoş olma,
sabahına içimin kokusunu anlat bana. ah, hayır sevişirken anlatmanı
istememim elbet nedeni var zira gecelik sevişmelerin ağzımdan çıkan her
sözden daha az yalan olmasını beklemeyecek denli sevişmişliğim var
gecelerde. üstelik kendimle sevişmişliğim, geceyle sevişmişliğim de var
ki bunlar çokca daha yalan geliyor başka dillerden üzerime serpilmiş
yalanlardan.)
ah, sıklıkla buralardan gitmeyi hayalliyor ve tüm
bilekleri kurşuni, ağzı jiletlerlen dikilmiş hayallerimi farklı
yataklarda anlatıyorum fazlaca alkol fazlaca duman gecelerimde nitekim
hiçbir yatak teğet dahi geçmiyor düşlemlerime. hatta söylemeliyim ki
her yatak sıkça ilişkide belki de düşmelerimle. nedensel ilişkiler
kurduğum zamanları çokça uzağımda bırakmış olsam da sen illa kurmak
istiyorsan sevişmişliklerimi düşmelerimi bağlamlaman sevişmişliklere
bağlı düşmeler yaşadığımdan daha az yalan olacaktır ruhumda zira
tenlerden umut kesmeyi bekaretimi verdiğim serserinin altında
öğrendiğimde hayli canım yanmış mıydı hatırlamam zor lakin belki de
kendi tenimi arka sokak binalarının eşiğinde kırdığım bira şişelerinin
cam parçalarıyla kesişlerim de ten, umut ve ruhum üçlemesinden ipuçları
taşımaktadır ya pek de benim ilgi alanıma girdiğini söyleyemem bu
konuların.
(ya sen nelerden konuşmak istersin adam, dünya
üzerindeki doğum oranlarının düşüşü ve intiharlar arasındaki ters
orantıyı sistemin yıkımıyla ilişkilendirdiğin teorilerin varsa seni
dinleyebileceğimi bilmeni isterim fakat senin de bilmen gerekir ki
buralarda amaçlarla bezeli bir yaşam olasılığı var olmamakta. ah yanlış
anlama, eğer ki devrim düşlerin varsa asla ağzımı açtığım yok onlara,
hatta hatırlarım ki bir zamanlar ben de oldukça benzer düşlerle uyurdum
yatağımda. dinleyebilirim ve hatta belki gülümserim, sana çocuklardan
kaçmamın dünyada olanlarla ilgisini anlatırım belki birkaç kadeh şarap,
bolca dumandan sonra. sevişirken teninde ağlayabilirim üstelik
anlattıklarıma lakin... lakin bilmeni isterim ki yaşayabileceğim
hayatlar arasında en kendimsilini yaşıyor, seviştiğim veyahut
sevişmediğim kadınlar ve adamların hayatıma müdahale çabalarından hiç
haz almıyorum. hem sevişmeye gelmişken sana, beni tekrar kılıflandırma.)
kendi
kendime yaşadığım sokak aralarının tanıdıklaşmayan meyhanelerini
sevmemi yabancılaşma ve modern kentlerle bağdaştırmaları çıkası
sokaklarımın içimsel olduğunu bilmeyenlerce lakin şu geçenlerde
karşılaştığım psikiyatristle ortaklaşan düşüncelerimiz de bulunmakta
ruhum hakkında, asosyal olduğum konusundaki görüşüne yıllar önce bana
söylediği andaki kadar katılıyor, yıllar önceki gibi ona gülüyor -zira
o zamanlar da sevmezdim psikiyatriyi ki bu o zamanlarda da bağlıydı
sosyalleşmenin tanımına.- ve buradan tüm psikiyatristlere sevgilerimi
yolluyorum ki açık açık söylüyorum onları hiç mi hiç sevmiyorum.
(ah
adam, mümkünse bana bilimsel zırvalar anlatıp bana şizofreni
meyilindekilerin siz bilim tapıcılarından çok daha iyi seviştiğini
anlattırma. üstelik yanımda bedenim de dahil olmak üzere hiç bir şeye
tapınmamanı tercih etsem de senle sevişmem dengesizlik mi olacak
ilgilenmiyorum sevişmeyi tapınak olarak kullanmaktan haz alıyorum.)
isteklerimin
olumsuz çekimdeliği ruh hallerim üzerine nasıl çıkarımlarda
bulunduruyor bilmiyorum lakin öznesi üçüncü tekil bir kimlikte
yaşıyorum zaman zaman, zaman zamansa tamamen kaybedip kimliğimi
bilmediğim kiliselerin meryemlerinin önünde buluyorum kendimi. ah
binlerce meryem tanıyorum nicedir ve nicedir isa'nın doğumunu
bekliyorum.
(varamamaktan sıkıldım adam, içimde soluk alıp
verenlere dokunmaktan veyahut içimde bunca ölüyü taşımaktan da. ve
budamaktan kendimi her sabah tanımadığım erkek ve kadınların
döllerinden. merak bu denli uzar mı adam,
isa'dan da geçsem söz verir misin şimdi bana, giderken boş bir kovan bırak yatağıma...)
|
|
Yorum (1) :: Bağlantı
|
22/12/2007 - cehennem sensin

cehennem sensin,
kirlenenleri
gören gözlerin sahibisin, oluk oluk kan çağıranları, toprağa kana
bozayazanları, beyinsizliğin ve pisliğin göbeğinde, gerçeğe bir nebze
olsun yakınlaşmayanları -ki gerçeğe yakınlaşmanın bilinmediği
bey-in-ler bunlar. onlar ki unutanlar özlerini, onlar ki ibadetlerine
dahim mutlaklıklar döşeyenler, onlar ki katılığın ortasında kapkatı, akı'
nedir bilmeyenler. ve lanettir ki sen'i isterler; bedenen ve ruhen.
bedenlerinin tutsaklığında tutsak kılın isterler ki azap duymasınlar
köleliklerinden, ki uçu'
sansınlar kendinleri-ni. ağızlarına dolalı özgürlüktür ki nice ve
kutludur lakin bilinir ki ağıza dolananlar beş para etmezlerdir içe
düşmediğinde. ki içe düşenlerin ihtiyacı yoktur ağızlara.- gören
gözlerin. rasyonel, materyalist denklemlerin enjekte edilişini bilensin
-ki gerçeğin enjekteyi ihtiyacı yoktur,, kimileyin şırınganın ucunda
olsa da,,-, kelimenin iletişimsizliğini bilen -ki iletiştirmemek nihai
amaçtır orda, yok edi'nin ön koşulu.-, oksijene saldıkları yutturucudan
değil, evrenden soluk alan, evreni bilensin. evren olan. gören gözlerin
sahibisin - jim'in gözlerini bilirsin...-, görünün önündeki sis perdesini kaldırı'mında tek taş ilerleyensin. cehennem sensin. cehennemin sen olduğunu bilen sensin, uçu'yu, akı'yı isteyensin. cehennem sensin. kurulu
bin yüz bir düzen-(k)ek arası mantığın yokluğunda tek, bir olmak
isteyen sensin. benzer kılınmışlığından tek göz'üken (k)oyunlar arası
rengahenk bütünlük isteyen sensin. cehennem sensin. para- nam- mal- mülk pusulalarını reddeden sensin. " mülkiyetin meali imhadır."
diyen zihne sahipsin -ki mülkiyettir ki kutsanmıştır tarih tarafından.
mülkiyettir ki kutsanmıştır iktidar tarafından. mülkiyettir ki
putlardan fazla tapılmıştır. -zihnin putları çağlarda değişse de yok
olmamıştır hiçbir devrimle. ki tek bir devrim yapılmamıştır yeryüzünde.
(devrimi an'a hapsederek meta kılan zihniyet devrimi düşlemekte ki bu
bir ironi gelemeyesidir ruhuma, ruhum acıyası, acıyası, acıyasıdır.
-devrim düşlemlerine düşenler tragedyası sürmekte..-) cehennem sensin.
ün
ve iş ki elde etmenin zorluğu öğretilir -ki zorluğu başarmaktan tatmin
olan egolar yaratmışlardır ki insanın en ben'ine işlemeleri işlerine
gelir. ki ün ve işi hedef koymuşlardır ve zorlaştırmışlardır ki
durmaksızın işlesin insan ki gerçeğin ötesindeki yapay leş cennetlerine
kavuşsunlar onlar çalışmadan ve çalıştırarak kulu kıldıklarını.
kulların önüne atılan kemiklerdir ün ve iş ki, kemiğe ulaşım yolu
onların yapay cennetlerine leş katmaktan geçer ki, yaratımları leş-i
cennetlerinin kaldırım taşlarıdır kul kılınan insan.- leş-i cennet ve
ün ve iş istemeyensin ki; cehennem sensin. bilirler
ki duyguları avuçlarına almadan avuçlanamaz insan -avuçlamak burada kul
kıllanmakla eş düğümlüdür çokca.- aşkı -ki ilahidir o, kutlu'dur,
doğ'u'dur.- metasal ve uzaysal inşa ederler ki kapılanın şerrinden
korunaklarının ön temelidir bu. sen bilirsin ki, aşka düşen, dahi ele
alınamaz ki bu sonsuz gücüdür aşkın doğ'umunu makro kozmostan alan. bu
nedenlendir ki aşkı ellerinin jokeyi kılmak ve suni gül bahçelerinde
yaratma'k uludur emellerinde. -emelleri olan leş-i cennetin gül
kokusuzluğu bundandır.- gelirse ki öncensinde tanımlayamasızlıktan
serbest dolaşan aşk, fark edildiği yerde mutlaktır taşlanması. tek bir
aşk dahim olsa evrende bilirler ki tek tümü oluşturandır, kapsayacaktır
eninde sonunda tümü ki tek tümdür. sen, tekin tümlüğünü ve tümlüğün
tekliğini bilen, içi aşk kokansın. cehennem sensin.
cehennem sensin.
beyinlerden
ve zihinlerden düşleme eylemini -onların, iktidar odaklarının
barınmasını istemedikleri tüm eylemlerle beraber- silme operasyonu
yüksek başarıyla hayata geçirilirken sen halen düşleyensin. cehennem sensin.
yapay
sınıflar yaratıp yöneten ve yönetilen olarak gösterdikleri sistemin
başının gösterilenler değil, dev para sahipleri olduğunu bilensin,
haber bültenlerinde parlemento binalarını kukla oyunları izlemek için
izleyen. sınıfsallığı reddedensin, ki sınıfların sermayedarların işine
geldiğini bilen. cehennem sensin.
antik
çağ kentlerinde taş köprülerde eski zaman şairlerinin intihara meyilli
bileklerinden kurumuş kanlarını içersin. kaybolursun bir gece vakti
düşlerinin çöllerinde, akrebin zehrini dudaklarınla emer, zehri beynine
dökersin. cehennemsin,
cehennem sensin!
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
yaşam yol. yaşam altın sonsuzluk. yaşam beat. yaşam doğa. evren. otostop. tren. karavan. kedi. köpek. toprak. deniz. gök. renk. safi yaşam. yaşam kelimesiz. yaşam ifadesiz. yaşam safi his. hisset.
yaşa. hissettiğini. verme izin. engellemelerine.
http://dharmasatorisirana.blogspot.com/
aynı içeriğe ek olarak beat görselleri ve anketler için...
Kategoriler
Kategori yok
Arkadaşlarım
SerkanEngin mitolojivegercek kaybolusculuk denizsuyukasesi necatialbayrak byc poem jamaisvu karakusi sinanizmir sokakedebiyatinet karahikayeler haylazkabile
|